
Burgata’da iki üç ayda bir düzenlenen kültür geceleri, bu mirasın hâlâ canlı olduğunu gösteriyor. Bu gecelerde Türkçe ve Ladino şarkılar söyleniyor; eski günler, aile hikâyeleri ve Türkiye’de bırakılan hayat hatırlanıyor. Aradan uzun yıllar ve birkaç kuşak geçmiş olsa da insanların içinde Türkiye’ye karşı hâlâ derin bir özlem hissediliyor.
Bu kültür yalnızca dil ve şarkılarla yaşatılmıyor. Her aile, ninelerinden ve büyükannelerinden öğrendiği yemekleri hazırlayarak ortak sofraya getiriyor. Bu sofralarda, Sefaradların 1492’de İspanya’dan ayrılmalarından sonra kuşaktan kuşağa taşıdıkları mutfak gelenekleriyle, yüzyıllar boyunca Türkiye’de öğrendikleri yemek kültürü iç içe geçiyor.
Baklava, kadayıf, lokma ve muhallebiden böreklere, dolmalara ve ailelere özgü Sefarad yemeklerine kadar pek çok lezzet hazırlanıyor. Böylece ortaya yalnızca bir yemek sergisi değil; aile hafızasının, göçün ve kültürel devamlılığın anlatıldığı büyük bir sofra çıkıyor. Her tabak, bir ailenin geçmişinden bugüne ulaşan küçük bir hikâyeyi taşıyor.
Türkiye Yahudilerinin önemli bir bölümü İstanbul, İzmir ve başka şehirlerde ticaret, zanaat ve çeşitli mesleklerle uğraşmıştı. Burgata’ya gelen ailelerin çoğu ise İsrail’de ilk kez düzenli bir tarım hayatıyla karşılaştı. Hazırlık ve deneyimleri çok az olmasına rağmen toprağı işlemeyi, sebze ve narenciye yetiştirmeyi, kümes ve hayvancılıkla uğraşmayı öğrendiler.
Bu yönüyle Burgata, Türkiye’den gelen Yahudi göçmenlerin şehir hayatından tarımsal yaşama geçerek kendi moşavlarını kurdukları en dikkat çekici yerlerden biridir. Burada yeni bir hayat kurarken geçmişlerini geride bırakmadılar; Ladinolarını, Türkçelerini, şarkılarını, yemeklerini ve Türkiye hatıralarını da beraberlerinde getirdiler.
Bugün Burgata’da Ladino dilindeki tarihî tabelalar, söylenen eski şarkılar, hazırlanan geleneksel yemekler ve anlatılan aile hikâyeleri aynı şeyi hatırlatıyor:
İnsan başka bir ülkeye göç edebilir; fakat çocukluğunun dilini, evinin kokusunu, sofrasının tadını ve doğduğu topraklara duyduğu özlemi de yanında taşır.
Burgata, Türkiye’den İsrail’e uzanan bu yolculuğun yaşayan hafızasıdır.




BURGATA: LADİNO’DAN İBRANİCEYE, TÜRKİYE’DEN İSRAİL’E UZANAN BİR HİKÂYE
Burgata, Netanya yakınlarında, Emek Hefer bölgesinde bulunan bir moşavdır. 1949 yılında, İsrail’in kuruluşundan hemen sonra, Türkiye’den göç eden yaklaşık 80 Yahudi ailesi tarafından kurulmuş; onlara Fas’tan gelen birkaç aile de katılmıştır.
Burgata’yı özel kılan yalnızca kuruluş tarihi değildir. Burası, Türkiye’den gelen Sefarad Yahudilerinin İsrail’de kurdukları yeni hayatın, korudukları kültürün ve kuşaktan kuşağa aktardıkları hatıraların hâlâ yaşadığı bir yerdir.
Kurucu ailelerin ana dili Ladino idi. İlk yıllarda evlerde, sokaklarda ve komşular arasında Ladino konuşuluyordu. Çocuklar İbraniceyi daha çok anaokulunda ve okulda öğrenmeye başladı. Zamanla yeni kuşakların dili İbranice oldu; fakat Ladino tamamen kaybolmadı. Bugün bile Burgata’da insanlar Ladino kelime ve cümlelerini İbraniceyle karıştırarak konuşuyorlar.