
בְּרֵאשִׁית

BEREŞİT — HER ŞEYİN BAŞLADIĞI YER
Her şeyin bir başlangıcı vardır.
Bir insanın, bir ailenin, bir halkın...
Ama Tora, Yahudi halkının hikâyesine Yahudilerle başlamaz. Avraham henüz yoktur. Moşe yoktur. İsrael diye bir halk da yoktur.
Tora daha geriye gider. İnsanın olmadığı bir yere... Dünyanın bile henüz bildiğimiz dünya olmadığı bir ana...
Ve yalnızca tek bir kelime söyler:
בְּרֵאשִׁית
Bereşit — Başlangıçta...
İşte bizim yolculuğumuz da burada başlıyor. Çünkü Yahudi halkının hikâyesini anlayabilmek için önce Tora'nın bize insan hakkında ne anlatmak istediğini anlamamız gerekiyor.
✦ ✦ ✦
VE İLK SÖZ: IŞIK OLSUN
Tora'nın ilk sayfasını açıyoruz.
Henüz şehirler yok. Evler yok. Sınırlar, ülkeler, milletler yok. Avraham
yok. Moşe yok. İsrael yok. Hatta insan bile yok.
Tora'nın anlattığı başlangıçta dünya henüz bildiğimiz dünya değildir.
Ve sonra Tanrı'nın ilk sözü gelir:
יְהִי אוֹר — Yehi Or
“Işık olsun.”
Ve ışık olur.
İnsanın burada durup düşünmemesi zor.
Neden ilk büyük sözlerden biri ışık?
Henüz güneş ve ay bile yaratılmamıştır. Onlar yaratılış anlatısının dördüncü gününde gelir. Ama ışık daha başlangıçta ortaya çıkar.
Belki de bu yüzden ışık, Yahudi düşüncesinde yalnızca gözümüzle gördüğümüz aydınlık olarak kalmamıştır. Işık; anlamın, iyiliğin, bilgeliğin ve umudun da güçlü simgelerinden biri olmuştur.
Ama burada önemli bir ayrım yapalım:
Tora'nın söylediği şudur: Tanrı “Işık olsun” dedi ve ışık oldu.
Işığın daha derin anlamları hakkında söylediklerimiz ise artık yorum dünyasına giriyor.
🔯 KABALA'DAN BİR DAMLA
Zohar, yaratılışın bu ilk ışığına yalnızca bildiğimiz fiziksel ışık olarak bakmaz. Onu, yaratılışın başlangıcında ortaya çıkan özel ve derin bir “ilk ışık” olarak yorumlar.
Geleneksel mistik yorumlarda bu ışığın daha sonra gizlendiği ve gelecekte yeniden açığa çıkacağı düşüncesi de yer alır.
Bu, Tora'nın açıkça söylediği bir cümle değildir; Kabalistik bir yorumdur.
Ama bize çok güzel bir düşünce bırakır:
Her ışık gözle görülmek zorunda değildir.
Bazen insanın hayatında da her şey karanlık görünürken bir yol, bir insan, bir söz ya da küçücük bir umut ortaya çıkar.
Belki ışık hâlâ oradadır.
Biz henüz göremiyoruzdur.
✦ ✦ ✦
ALTI GÜNDE BİR DÜNYA
Bereşit yaratılışı altı günlük bir düzen içinde anlatır.
Işık ve karanlık ayrılır. Gökyüzü oluşur. Sular ve kuru toprak birbirinden ayrılır. Toprak bitkiler verir.
Güneş, ay ve yıldızlar yerlerini alır. Denizler canlılarla, gökyüzü kuşlarla dolar. Hayvanlar yaratılır.
Ve altıncı gün...
Hikâyenin yönü değişir.
Çünkü artık sahneye insan çıkacaktır.
נַעֲשֶׂה אָדָם
Naase Adam — “İnsan yapalım.”
Tora insanın yaratılışını anlatırken çok özel bir ifade kullanır:
“İnsanı kendi suretimizde, kendi benzerliğimizde yapalım.”
Ardından insanın “Tanrı'nın suretinde” yaratıldığını söyler.
Peki bu ne demektir?
Elbette Tanrı'nın insan gibi bir bedeni olduğu anlamına gelmez. Yahudi
düşüncesi bunu fiziksel bir benzerlik olarak okumaz.
Öyleyse insandaki bu farklılık nedir?
Düşünebilmesi mi?
İyiyle kötü arasında seçim yapabilmesi mi?
Yaratabilmesi mi?
Sevebilmesi, merhamet edebilmesi, sorumluluk alabilmesi mi?
Yüzyıllardır bu sözün üzerinde çok şey söylenmiştir. Fakat daha Tora'nın ilk sayfasında çok güçlü bir düşünce ortaya çıkar:
İnsan yalnızca yaratılmış başka bir canlı değildir.
İnsanın seçimleri vardır.
Ve seçimlerinin sorumluluğu vardır.
✦ ✦ ✦
“İNSANIN YALNIZ OLMASI İYİ DEĞİLDİR”
Yaratılış anlatısında tekrar tekrar bir ifade duyarız:
“İyi.”
Tanrı yarattıklarına bakar ve onların iyi olduğunu görür.
Sonra ilk kez:
“İyi değildir.”
denilen bir şeyle karşılaşırız.
לֹא־טוֹב הֱיוֹת הָאָדָם לְבַדּוֹ
“İnsanın yalnız olması iyi değildir.”
Düşünün...
Henüz para yok.
Meslek yok.
Devlet yok.
Savaş yok.
Milletler yok.
Ama yalnızlık var.
İnsan daha dünyanın başlangıcında başka bir insana ihtiyaç duyuyor.
Ve böylece Tora kadın ile erkeğin birlikteliğini anlatmaya başlıyor.
Fakat Gan Eden'de her şey hazır olsa bile, insanın karşısına birazdan çok önemli bir şey çıkacak:
Bir sınır.
Ve o sınırla beraber insanlık tarihinin belki de en eski sorularından biri:
İnsan özgür olduğunda, kendisine verilen özgürlükle ne yapacak?
🔯 KABALA'DAN BİR DAMLA —
TORA NEDEN ALEF'LE BAŞLAMIYOR?
Tora'nın ilk kelimesine dikkat edelim:
בְּרֵאשִׁית — Bereşit
İbrani alfabesinin ilk harfi Alef — א olmasına rağmen Tora Alef'le değil, ikinci harf olan Bet — ב ile başlar.
Neden?
Zohar'ın Bereşit'e girişinde çok güzel, mistik bir anlatı vardır.
Dünya yaratılmadan önce İbrani harfleri Tanrı'nın huzuruna gelir. Harfler sırayla kendilerini sunar ve her biri adeta:
“Dünya benimle yaratılsın.”
der.
Sonunda Bet — ב öne çıkar.
Çünkü בְּרָכָה — Beraha — Bereket kelimesi Bet ile başlar.
Ve yaratılışın ilk kelimesi de Bet ile başlar:
בְּרֵאשִׁית
Peki Alef?
İlk harf olduğu halde sessizce bekler.
Zohar'ın anlatısında Tanrı Alef'i unutmaz. Ona özel bir yer ayırır. Daha sonra Sina'da On Emir'in ilk sözü:
אָנֹכִי — Anohi — “Ben...”
Alef ile başlayacaktır.
Bu anlatı Tora'nın yaratılış metninin kendisi değildir. Kabalistik bir yorumdur.
Sefer Yetsira'da da 22 İbrani harfi yaratılışla çok derin bir biçimde ilişkilendirilir. Kabalistik düşüncede harfler yalnızca yazı yazmak için kullandığımız işaretler değildir; yaratılışın manevi yapı taşları olarak görülür.
Belki de bu yüzden Tora'nın daha ilk harfi bize şunu fısıldar:
Bir hikâye bazen ilk harfle değil, doğru harfle başlar.
